Okyanus

• 15/9/2008 -

Ben, bu toprağın patlayan çekirdeğiyim. Benimle başlar nice çınarların kökleri. Bereketle yayılır kollarım. Varlık sebebim yukarıdadır.

Dört bir yana attığım kökler sarmalar toprağı. Hiç bitmeyecek bir ve azalmayacak bir sahiplenme duygusuyla. Bütünleştikçe toprakla anlarım ki ben buralıyım. Buraya aidim. Sökemez hiç kimse. Buna inanırım.

Köklerim temelimdir. Nice gelecek zamanlar büyütürüm onlar üzerinde. Nice filizler yeşertirim. Öyle güvenirim ki kendime, toprağımın bitmeyeceğinden emin olduğum enerjisi kuvvetlendirir köklerimi. İyi ki burada doğdum, derim. Geleceğim güzel yazılmış.

Ben, büyüyen bir çınarın kollarıyım. O ne berekettir, beni her gün metrelerce büyüten. Kollarımdan, beni her daim diri tutan berrak kan akar. Kıpırdar kollarım, hissederim. Öyle gürdür ki içimdeki pınarlar, kollarım büyümeye meyleder. Büyüdükçe büyür. Göğü de sarınca kollarım, yer, gök birizdir artık. Gökte kollar, yerde kökler, biri çöküp biri yarılmadıkça gelmez sonumuz. Bilirim ki geleceğim gibi sonsuzdur gökyüzü. Uzanırım, daha ileri, ileri. Yok sınırı hedeflerimin.

Ben, büyük bir çınarın dallarındaki tomurcuğum. Her gün milyonlarcası gibi umutla patlarım. Gök kubbeyi sarar sesimiz. Varlık delilimizdir bu sesler. Yedi cihanda duyulur. Yeni filizlerin habercisiyim, ümitlere ümit, heyecanlara heyecan katan. Her birimiz yenilerimizin habercisi. Biz tükenmeyiz. Zamanla hiç tanışmadık. Şiarımız “her zaman”dır.

Ben, yem yeşil bir çınarın tohumuyum. Bir zaman sonra yere göğe saçılacak. Yeni köklerini dört bir yana saracak. Ben, yeni çınarlardan çoğalırım, yeni çınarlar benden. Sonu gelmez bir var oluşun timsaliyim, ardı ardına toprağa düşen ve yayılan. Toprak benim, ben toprağın. Birbirimizde vücut buluyoruz.

Ben, büyük bir çınarım bu toprağın bağrında. Büyümek hayatım, çoğalmak geleceğimdir. “Varım” der her bir dalım. Ben bu toprağın kendisiyim. 

                                                                     
                                                                                                            Levent Kemal Karaca

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/9/2008 - Hayret

  Bu oyun asla bitmeyecek. Pir diyor ki “rüyada kolunu kesseler de üzülme.” Bu bitmeyen senfoni değilse de virajları, bozuk satıhları tükenmeyen, uçurumu, göçüğü, kaybı eksilmeyen upuzun bir yoldur. Dünyada söz de tükenmez. Siz her açıdan sağlığınızı muhafaza edin ki yoldan keyif alabilesiniz. Bu anlattığım hayret makamıdır. Dünyaya bakıp bakıp da hayrete düşenlerin mevkiidir.


 
Yedi yönünüze bakın ve hayretlerde kalın. Şu çiçek nasıl açıyor öyle! Şu kuşlar nasıl uçuyor? Şu adam nasıl kurabiliyor bu cümleleri? Bir başka adam nasıl böyle haset fesat kurup, konuşuyor! Şu para denen şey nedir böyle? Acı, hastalık, unutkanlık, iyilik, kötülük… Ne hayret verici gelişmeler bunlar?

  
  Şu terzinin diktiğine, ötekinin söktüğüne bak. Var olan hiçbir şey kaybolmuyor. Bazı insanların aptallığı dışında ölçülemeyen hiçbir şey yok. Bir de sevgiyi ölçemiyoruz. İyiye iyi diyelim ama kötünün kötülüğünü çok konuşmayalım. Hüsnü zan edelim. Hayret edelim. Hayrette boğulalım.

 
 
Gözü dünyayı yeni görmeye çalışan çocuğun hayreti lazımdır bize. Olmayana da hayret gerek, olana da hayret gerek.


  
Hayretle şaşkınlığı birbirine karıştırmamak lazım. Hayrete düşmek ama şaşırmamak gerek. Her şey bizi hayrete düşürsün ama hiçbir şey şaşırtmasın.


 
Bunlar da aslında bir takım kelimeler. Altını sürdüğümüz, üstünden fazlalığını aldığımız bir takım kelimeler… Bu işlere öyle bir hayretle bakılmalı ki kelimelerin örttüğü işlerin hissesine ermeli.

 Hayret!

                                                                                                                       Ahmet KUBİLAY

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/8/2008 - Mesnevi Sırrı

 

Mesnevi bu aziz kavmin henüz kullanmayı akletmediği muazzam bir gizli silahtır. Mesnevi’ye sımsıkı sarılın.

Neye karşı?
Almazlık, Allah’la kandırmak hastalığı, tembellik, plansızlık, kurgusuzluk, izzetsizlik, üşengeçlik, ince fikirsizlik, dil bilmezlik, dinlemeyi bilmezlik, ölçülere değil ruhbanlara itaat, sağını solunu bilmemek, kaos, gizli ve açık korkaklık, gizli ve açık aşağılık duygusu, klas duruş fukaralığı, soyutlama yeteneği yoksunluğu, cehalet, kısacası fetret dönemi ve fetret insanının bütün nahoş özelliklerine karşı muazzam bir silahtır Mesnevi... Binlerce nükleer bombanın gücüne denk bir güçtür.

Dünyada belli başlı kutupları oluşturduğu sanılanların bütün ekonomilerinden, insan kaynaklarından, ordularından daha büyük bir güçtür Mesnevi. Çünkü Mesnevi insana yatırımdır. İnsan ruhuna yatırımdır. Eğitim sisteminin çöktüğü bir dönemde eğitimin insanlar ve nesiller üzerinde hiçbir somut değişiklik yapmadığı bir zamanda elbette ki zaman Mesnevi zamanıdır. Mesnevi aynı zamanda bir araya geliş, bir Büyük Aile oluş sırrının da kaynağıdır.

Ey ahiler, kaynağınıza sahip çıkın. Her gün bir tuğla bir tuğla üzerine bile olsa kişisel sarayınızı inşa edin. Bu saraylarınız kişisel proje tuğlalarınızı bir arada tutacak Mesnevi harcıyla inşa edilecek. Bu elinizdeki basit bir şiir ve hikaye kitabı değildir. Yahya Kemal, “Osmanlı Mesnevi medeniyetiydi” dedi. Aslında siz ve sizden sonra gelecek nesiller için bu çok yetersiz bir ifadedir. Mesnevi Yahya Kemal’in tarif ve tespitinden çok daha fazla bir şeydir. Doğu ve Batı’nın bileşke noktasının, Anadolu kıtasının romanının adı Mesnevi’dir. Burada roman derken bir edebiyat türünü ima etmiyorum. Bir dili, bir varoluş, bir kendini ve dünyayı anlamlandırış lisanını kastediyorum.

Mesnevi ilk görünen hedefiniz 2023 yılında ve ötesinde sizin mükemmel, muazzam ve muhteşem dilinizdir. Mevlana hazretleri “Bana Mesnevi’yi Türkler söyletti” der. Bunun sırrına iyi vakıf olmak icap eder. Bu muazzam ve muhteşem sırrı herkes anlayabilecek kadar nasipli olmayabilir. Keşke herkes anlayabilseydi ama anlayanlar hep çoğun azı olacaktır. Zaten biz o çoğun azına “Büyük Aile” diyoruz. Herkes sizin kadar nasipli değildir. Herkes ahi olmak zorunda da değildir. Siz kaynağını hukuktan alan bir hakkınızı, kişisel gelişim hakkınızı kanunlar dairesinde hep beraber kullanıyorsunuz. Sizin bu korkunç çalışma azminize ve temponuza elbette herkes ayak uyduramaz. Herkesi olduğu gibi sevmeyi öğrenin. Ama sevmek başka, almaza, yeteneksize ayak uydurup da kendini harcamak, soğutmak, çürütmek başkadır. Aman, almazlardan uzak durun. Kafileleriniz size yeter.

Mesnevi muazzam hazinenizdir. Onu koruyun, kollayın, ona sahip çıkın. Siz ona ne kadar sahip çıkarsanız o da sizin ve milletinizin kaosa mağlup olmuş zihin kodlarını, bu fetret döneminden çıkış anahtarınız olarak günceller, size ışık olur, size yol gösterir.

Sizin neslinize ve gelecek nesillere selam. Her bir araya geldiğinizde Mesnevi okuyun. Mesnevi öyle bir kez okunup, sırrını açık edecek kadar sığ bir kitap değildir. Yüz kere, bin kere okuyun. Altı ciltte belki altıbinaltıyüzaltmışaltı (6666) cilt vardır. Bunun sırrına ermek her babayiğidin harcı değildir. Nasıl ki herkes ahi olamaz, bu sırra da herkes nail olamaz. Bizim sırrımız nakış sırrıdır. Mesnevi’yi ruhlarınıza nakşedin. Mesnevi’yle yatın, Mesnevi’yle kalkın. Tekrarlamaktan bıkmayın, insanlık ölmedi, tarihimiz daha bitmedi. Yükselen günü dil, tarih, vicdan, millet ve dünya ayakta alkışlayacaktır. Sizi er geç ayakta alkışlayacaklar. Ama siz alkış beklemeyenlerdensiniz. Mütevazisiniz ve yerli dağlar kadar heybetlisiniz. Yeni insana binlerce selam. Yeni insan sizsiniz. Akıp çağlayanlar, akıp okyanus olanlarsınız. Büyük aile bir deniz… Yolunuz açık, bahtınız da açıktır. Sadece küçük adımlarınızı atın. Bu istikrarla emin olun tarih olmaktasınız.


Ahmet KUBİLAY

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/8/2008 - Gazozuna İlaç Atılanlar...

Yeşilçam filmlerine aşina olanlar, daha doğrusu bütün Türk halkı, gazoza ilaç atmak muhabbetini, çok iyi bilir. Tecavüzcü Coşkun ya da Nuri Alço’nun, oynadığı bütün filmlerin müthiş bir kurguyla gerçekleştirilen icraatıdır.  

 Fakat bu sefer durum çok farklı. Bu sefer bir erkeğin hem de koç gibi, teke gibi bir erkeğin gazozuna ilaç atmışlar. Gazetedeki haberi okuyunca öylesine irkildim ki, anlatamam.

  Hüseyin üzmez, hadisesinden bahsediyorum. Hâkimin karşısına geçip “Gazozuma ilaç atmışlar, bu bir komplo” demiş. Vay anasını! “Memleketin ahlakı nasılda bozulmuş, yetmiş yaşındaki, suçsuz günahsız adama, yapılır mı bu” demekten kendimi alamadım. Bir ara Delikadir pozuna bürünüp “ayıptır uleeen!” “Dağılın uleeen!” Demek geldi içimden. 

Ne hikmettir, ne keramet bilemeyiz ama bu memlekette, birilerinin gazozuna sürekli ilaç atıyorlar. Merak etmemek elde değil, neden hep gazoz. Hani bir söz vardır: “Ayılana gazoz bayılana limon” diye. Bir tezat var ortada. Ayılmak için mi, yoksa, bayılmak için mi, gazoz içiyorlar. Yoksa gazoz bir İsrail oyunu mu? Gıda mühendislerine, ya da en kısa yoldan Yalçın Küçük’e danışmak lazım. Ama benim tavsiyem; bundan sonra, gazoz içilmemesi yönünde. Zinhar, gazoz içmeyiniz. Cola Turka, içiniz. Yahudi oyunlarına kanmayınız. Neme lazım sonra çok pis sapıttırırlar adamı.

  Melihi, mahlasıyla bilinen Fatih döneminde yaşamış meşhur bir şair, vardır. Meşhur olması, daha çok sarhoşluğundan gelir. Padişah, bu adamı çok severmiş fakat bu içki huyundan bir türlü vazgeçiremezmiş. Bir gün padişahın tepesi atmış Melihi’ye yemin ettirmiş. Padişahım, bundan sonra ağzıma içki koymayacağım diye. Sonrası malum, adam dayanamamış ama yeminini bozamadığından, ağzına içki koymamış. Fakat başka bir yolunu bulmuş. Şırıngayla, damardan enjekte etmiş şarabı. 

Şimdi şöyle düşünelim: Yahudiler, “içki içmeyen, İslam davasının yılmaz savunucusu, mütedeyyin insanların sesi” olan bu adamları sarhoş edebilmek için, gazozu mu kullanıyorlar. Çocukken, biz de gazoz kapağıyla oynardık. Acep sebeb-i hikmeti ne olaki. Oh my got demek istiyorum bu Yahudiler, her yerden çıkıyor. Gazozuna tavla oynayanları hiç söylemiyorum bu arada.

 Devlet başkanı, olacak adamım. Kendimle gurur duyuyorum beş dakikada nasıl da çözdüm hadiseyi. Emniyete, haber vermek lazım. Cinayet olaylarında, gazoz içen kesin suçludur. Şakşakçılık yapanlar, memleketi satanlar vs. kesin gazoz içmişlerdir. Limon yetiştirmek lazımdır. 

Cola Turka içelim, kendimizden geçelim…

Seyyit Mehmet

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/7/2008 - Ezber Bozmak Vaktidir

Maalesef hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülke ve onu çepeçevre kuşatan gizli aşağılık hissi, derin bir sosyolojik anlamda köylülük almazlığı bu yerli yerinde olmayışı daha da katmerlendiriyor…

Yeni Bir Dönem Arayışı
Yeni bir dönem arayışı içindeyiz ama kesinlikle görünüyor ki bazımız onu yanlış yerde arıyor. Evet, sandıktan bahsediyorum. Parası çok olanın, karikatür genel başkanların yakın çevresindeyse kendini “vatan kurtaran şaban” zanneden insanların, ezberlerinden koptukları an nefes almaları bile mümkün olmayan insanların bir de geniş göğüsleriyle bu memlekete derin ve rahat nefes aldıracaklarını sanmalarından bahsediyorum. Ortada liyakat esası dışında her türlü izansızlığın, anlamsızlığın döndüğü bir “beni destekle, seni kurtarayım” piyasasından bahsediyorum.

Somut verilerle yazıp, kafa karıştırmak istemiyorum. Yuvarlak hesap yapacağım. Son beş yıldır Türkiye’de çalışan hangi üretim ve finans kuruluş varsa hatırı sayılır bir kısmı yabancı ellere geçti. Ve bunu, aslında gereği yokken psikolojik operasyonlarla yaptılar. Aslan terbiyecisi edasıyla daha küçükken korkuttukları adamları gün gelip de “sanal karizma”larıyla, koyunun olmadığı yerde abdurrahman çelebi olan keçi sıfatlarıyla bu saf, samimi halk bazı başköşelere oturtunca istedikleri düzeni tıkır tıkır yürüttüler. Kim mi onlar? Onlar kökü bu toprakların dışında ama bu akılsız kalabalıklar karşısında nisbeten akıl sahibi denebilecek insanlar. Arka plan ve ufuk sahibi olma avantajları var. Kalabalıklara kıyasla şehirli sayılabilecek davranış ve bir araya geliş tarzına sahipler. Hayır, hayır, tek bir zümreden bahsetmiyorum. Siz onları tek parça sanırsınız oysa aralarında menfaat bölüşemediklerinden kırk parçadırlar. O yüzden korkulacak bir şeyleri yoktur. Bu memlekette korkulacak tek şey, kendi ölçüsüzlüğümüz, kendi korkaklığımız, kendi köylülüğümüzdür. Dünyanın en kabiliyetli toprakları üzerinde ne kabiliyetsiz oyuncular cirit oynuyor… Yazık. Yeni “Abdurrahman Çelebi”ler buldular. (Halk bir öncekileri aforoz etmişti) Ve yine sattırdılar, bozdurdular, kandırttılar. Kandırılan halktır. Halk, gayet tabiidir ki ezberleriyle düşünür. Onun sağ, sol ezberi vardır. Onun Türk, Kürt ezberi vardır. Onun ileri, geri ezberi vardır. Herkes kendi fildişi kulesinde çok mutludur. Onlara dokunmayın. Siz onların içinden adam gibi adam olanlara anlatın bunu. Bu ülkede çok büyük işler yapılır. Yeter ki kendini bilenler kendini bilmeye devam etsin. Yoksa tarihin en büyük ihanetleri, en alçak hükumetleri yanıbaşınızda kurulur da siz belki hak, hakikat adına onları alkışlarsınız da üç nesil geçince bile aklınıza nerede yanlış yaptığınız gelmez.

“1950 seçimleri sonunda büyük bir patlama yaratarak iktidara gelen Demokrat Parti döneminde ise her şey değişir. 'Ordu gerçek yerini bulmalı, halkın ve milletin emrinde olduğunu öğrenmeli' görüşüyle yola çıkılarak, orduyu küstürecek uygulamalar yapılır. Atamalardan terfilere kadar her şey Milli Savunma bakanları ve Başbakanlık tarafından belirlenir. Amerika'nın askeri yardımı DP'yi yüreklendirir. 'Ordu Amerika'ya bağlı. Amerika da bizi destekliyor. Asker bu nedenle bize mahkûmdur, emrimizden dışarı çıkamaz' diye düşünülmektedir.”
Gökhan Akçura


Bakın size bu yazının ortasında bir ezbere dair, umarız ezber bozucu olabilecek bir örnek verdik. Kesinlikle militarist değiliz. Bakın “efsane” Menderes niçin efsaneymiş? Ona rakip parti zulmetti diye mi? Ne güzel bir batılı yöntemidir. Muhalefeti saldırt, iktidar da seve seve satsın savsın. Ne de olsa geniş ve dini hassasiyet sahibi kitleler siyah beyaz açıdan baktıklarından “bu dinsizlere karşı bu dinlileri destekleyelim” diyecekler ve siz de o kisve altında 2. Dünya Savaşı’nda bütün dünyaya buğday satarak hazinesini doldurmuş bir Türkiye’yi sırf CHP’ye karşı destek almak adına Marshall Planı’na bağlayacak imzaları atarak af buyurun Amerika’nın kucağına oturtacaksınız. Bakın aradan yarım asır geçmiştir ve değişen bir şey yok. Hala bunu okumayı başarabilen insan sayısı az. Çünkü bu memleket bir fetret dönemi yaşıyor. Bir akıl yokluğu derdidir tutulduğumuz. Amerika’nın kuyruğunun altından vatan, millet, Sakarya dönemi hala bitmemiştir. Sorun nedir? Önce köylülük, sonra bir “asabiyet sınıfı” yokluğu, ve sonra da “aşağılık kompleksi”… Oysa bu onursuzluk bize hiç yakışmadı. Yetmiş milyonun eşit olduğu bir toplumda mutlu bir gelecek beklentisi anlamsızdır. Aradan birilerinin çıkıp, büyük aile inşa etmesi gerekir. Yoksa üfürmeyi bilenler kamuoyu denen kimliksiz ve anlamsız yığıntıyı istedikleri tarafa sallar, dururlar. Siz de oturur, yeni Çanakkale’lerde “neden böyle oldu” diye düşünür, durursunuz. Tabi kafanızda patlayacak bombalardan fırsat bulabilirseniz.

Değerli okuyucular,
Bugün de yaşanan aynen budur. Birkaç kısa zaman önce büyük şehirlerde mevcut hükumet karşıtı mitingler organize edildi. Bu mitingleri organize edenler içinde dini ve milli açıdan arızalı tipler vardı. Bunlardan birisi bir bayan profesördü. Bu profesör adı geçen mitinglerden kısa bir süre önce “Türkler İslam’ı seçmekle hata etti” cinsinden bir laf etti. Bu laf tesadüfen edilmedi. O mitinglerin altyapısıydı bu. Oyun Atlantik ötesinde kuruldu. “İslam’a ne gerek var!” diyen birisi ön ayak olacak ki mitingleri seyreden muvafıklar, “yahu bazı dinsizler böyle saldırdığına göre bizimkiler doğru yapıyor” diyecekler ve kalan şeyleri de daha destekli satsınlar diye, hem de maalesef samimi ve belki de dini bir hazla bu kimliksiz Amerikan kargalarının yemlerini eksik etmeyecekler. Son mitinglerin organizatör zekası da “Amerikan İslamı” planına dahildir. Finans sektörünün yüzde altmışını yabancı sermayeye hiç de gerek yokken peşkeş çeken bir hükumet nasıl Allah’ın adını anabilir? Bir de bunu yabancı sermaye yatırım yapıyor diye yutturmuyorlar mı! Bu ülkede gerçekten cari ve salgın halinde bir akıl sorunu yaşandığına iki kere inanıyoruz. Yapılan hiç bir yeni yatırım yok. Zaten tıkır tıkır işleyen işletmelerimiz, kurumlarımız, fabrikalarımız yabancılara satıyor. Yeni çakılmış bir çivi yok. Ne yabancı sermaye yatırımı, ne istihdamı! Sadece bizim elimizdekiler onların eline geçiyor. Ve bazı izansızlar da bunu ne sazan bir iyi niyetle yapmaya devam ediyorlar.* Bu Tanzimat’tan beri Türkiye’nin gördüğü en hayırsız güç sahipleri sanıyor ki tarih onları hayırla yad edecek. Köşe başlarını seve seve teslim ettikleri yabancılar onlara daha rahat namaz kılsınlar diye seccade serecekler… Heyhat şaşarım akıllarına… (Yok ki şaşalım… Ne bunlarda akıl var, ne de bizde şaşıracak hal kaldı.)

Bir İkaz
“Ali gider, Veli gelirse düzelir. Biz gelirsek düzeltiriz.” Bu da hikayedir. Hangi akılla, hangi yöntemle düzelteceksin? Bir kilo pirince oyunu satan bir kısım halkın desteğiyle hangi sağlam binayı yükselteceksin? Davanı yol, su, elektrikteki performansınla mı ölçtüreceksin? Timur’un karşısına çıkmak için arkasına köylüleri alan Nasreddin hoca, onun çadırının önüne ulaştığında tek başına kalmıştı. Bu unutulmamalıdır.

Bu ülkede ne milliyetçiyim diyenler milliyetçidir, ne dindarım diyenler gerçek manada dindardır, ne solcuyum, eşitlikçiyim, sosyal demokratım diyenler gerçekten iddia ettikleri şeydirler. Bu toplum külli bir cinnet hali yaşamaktadır. Uykuyla uyanıklık arası bir dönemi yaşıyoruz. Biz buna fetret dönemi diyoruz. Bu millet bu vasatlarda hayat sürmeyi kesinlikle hak etmiyor. Her zaman ifade ettiğimizi tekrarlayalım: Bu topraklarda bir süper güç nüvesi yatıyor. Yeter ki insan unsurundaki arıza giderilsin. İnsanımız, “doğru okuma”yı söküversin. Gerisi çağlayanlar gibi gelecektir.

Yapılması gereken?
Yapılması gereken yeniden kimliğini keşfetmek, aşağılık kompleksinin, ilkesizliğin, sorumsuzluğun her çeşidinden sıyrılıp, büyük bir aile olmaktır. Herkes bunu başaramayacak farkındayız. Başaran az, başaramayan çoktan hayırlıdır. Bırakın çoluk çocuk, çelik çomaklarıyla oyalanmaya devam etsinler. Sandık, sanmadık desinler; onları zanlarıyla ve küçük hesaplarıyla baş başa bırakın.

Sıcak bir Temmuz’un sonlarında sandıktan Ali çıksa ne, Veli çıksa ne… Siz devlet adamları ve büyük adamlar sandıkta mı yetişir sanıyorsunuz?

AHMET KUBİLAY
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımızda

Su girdiği kabın şeklini alır ama mahiyetinden hiç bir zaman taviz vermez.Gerek buz,gerek buhar olur ama benliğini kaybetmez.

Bağlantılar

insiyatif projesi
yeni ahi
2023 dergisi
kaynak
erciyes merkez
milli hafıza merkezi
palandöken
merkez 0
proje99
millet haber
yagmur
doğru okuma zemini
marmara
yenidoğan 1
ahmet kubilay
yenidoğan 2
fırtına